18 Aralık 2009
Yaman Zamanlar
Müsvette parşömen aslına, kayıp otobanın kızıl şeritleri üzerinde hatalı sollama yapmış ama ne yapsın hem acelesi hem de geçilecek reel zamanları varmış. Toprak üstüne yorgan olduysa eğer, suçlu birbirine kavuşamayan akrep ile yalkovan, asansör mızıkacıları da GDO ile sıvanan dişlilermiş. Değişime değnekçi olmak büyük idealim derken ilahi maske düşmüş terden, tende olmayan lüksü mühürlemek farz olmuş. Etimize can verdi diye öğretilen göbek bağımız, zincirlerle bağlanmış kuyuya. İsyanlar çığlık olup akarken kuyuya, 32 kısım tekmili birden kulaklar kesilip kapı tokmağı yapılmış.
-Orada kimse var mıymış?
18 Kasım 2009
10 Kasım 2009
Temsili Resim
Temsili resimlerdeki insanlara bıyık, sakal, gözlük yapmayı ne kadar çok seviyorsak ben de burayı o kadar seviyorum. Şundan da şüphem yok ki Fatih Sultan Mehmed kendisini ne hallere getirdiğimizi görse, koşarak odasına gider Nasrettin Hoca bebeğine sarılıp ağlardı. İstanbul'u elinde bulunduran Bizans yıkılmaz ve 'Burası İstanbul' reklamları asla varolmazdı. Lafın saptığı yer müvekkilini savunmak isteyen avukatın, bir taraftanda da yapacağı alışveriş listesini düşündüğü büyük bir okyanus. Davalı ve davacının ellerinde birer balık kuklası, kaderlerinin ellerinde olduğu bir yargıç. Köpekbalığının rakı masasına meze olmak ister mi hiçbir balık ya da ecel denen illet ile ölmek istemez miydik. Şüphesiz, istemek pahalıydı her zaman, ucuz olansa kenara atılan. Oldu da takıldı kaderimiz ağlara, bir olup umut olmak unutturmak istemezmiydik, iki ayaklı kara canlılarına. Onları yiyebilecekken, beslemeyi seçtik kötü mü ettik?
14 Ekim 2009
05 Eylül 2009
DOMO
30 Ağustos 2009
Zen Master
Pamuğun arasına koyduğumuz fasülyelerin filizlendiğini gördüğümüz an nirvanaya ulaşmış küçük afacanlardık galiba.
28 Ağustos 2009
Nırınınınınınına na na
27 Ağustos 2009
Çift? Bilemediiin Tek...

Efenim 25.08.2009 itibariyle ben de bir ÖSS çocuğuyum. 'Amaaaaa nasılsa çok var' dediğim, dergilerin jelatini kadar değer vermediğim düşmanım yakama yapıştı. Biliyorum dostum, beni yanlış soruların kadar bile sevmiyorsun ama mahalle baskısı ne yaparsın. İçimde bir rehavet, hadi dört nala dıgı dıg dıg diyen atlar falan yok, bunalım ise kapıda kalmış durumda, açmam zira meşgulüm. Dersane başladı mertlik bozuldu. Türkiye'nin en yaratıcı hocaları, daha önce kimseye sorulmamış bir soru sordular 'Üniversitede hangi bölümü istiyorsunuz?'. Sınıf başladı İktisad, Hukuk, Siyasal, İç Mimarlık, Psikoloji, Sosyoloji, Uluslarası İlişkiler, Siyasal, işletme bla bla bla. Sıra bendenize geldiğinde, bu kadar yüksek beklenti denizi içindeki küçük balık ben Sanat Tarihi dedi. 'Ne istediğine karar vermen çok güzel' dedi sevgili hocam, 'Ayyy yazık ileride açlıktan ağzı kokacak neyse gazı kökliyimde sevinsin yavrucak' diyen iç sesiyle birlikte:P Sanat Tarihi benim için böyle bol salçalı mantı ama diğerleri benim için ekmek arası kuru. Hem ben hayatım boyunca işe (daha yapasamda) zıplayıp ayaklarımla 2 kere şakşaklayıp gideceğim. Neyse kimi,neyi,seli diyorum.
Ayrıca 'Gözlüklerin güzelmiş' diyerek iltifat eden garsoncan o gözlükleri hafife alma her an X-men'deki Cyclops gibi kurutup geçebilirim seni haberin olsun;)
Hayatımda çektiğim ilk fotoğrafları bıcı bıcıdan aldım üstteki de onlardan biri:) Bunu ÖSS'ye giren tüm kader arkadaşlarıma ithaf ediyorum:)
Bizim köyün imamı,
Alttan verir samanı,
Üstten çıkar dumanı.
Çattı da pattı kaç attı?
21 Ağustos 2009
Hanımeli

Kirpiklerinin arasından sızarken güneş, çevresindeki herşey birer ışık hüzmesi olmuştu. İlk kez gözlerini kıstığı ve aynı anı yaşadığı zamanı düşündü. Aynı gün hanımeli çiçeğinin yeşil bölümünü koparınca bal emebileceğini öğrenmişti. Balın ağzında bıraktığı tadı sevmişti, bir çiçekten bal almak tam ona göreydi. Arı, kocaman karnı balla dolu bir arı. Böyle bir şeydi, demek ki annesinin her gece okuduğu hikayelerdeki mutlu son, kahramanlara bu hissi veriyordu. Sırf bu düşünceler onun kendini bir dahi sanmasına yol açmıştı, herkesle paylaşmalıydı. Karşı komşuları buruşuk Hikmet amcayla, sümüklü Beyzayla, şişko Nevin teyzeyle ve her gece ona sonunda mutlu olan kahramanların hikayelerini anlatan annesiyle. Annesi şu an en yakında olduğu için ona anlatmak için arkasını döndü koşarak yanına gitti. Kulağına eğilip, 'Anne ben arı oldum.' dedi.
Yıllar sonra aynı gün, annesinin mezarına az önce emdiği hanımeli çiçeklerinden koydu... 'Anne bak çiçeklerden bal topladım.' dedi.
29 Temmuz 2009
Wish Me Luck Here

Özgürlüğün son deminden önce haşlanmaya başlıyorum. Ruhum artık istediğini değil, istenileni yapmak zorunda. Sonuç nereye gider, neyi bulur bilinmez ama gidilecek bir yerler var. La Vie En Rose'u her dinleyişimdeki gibi çocuk olmak istiyorum yeniden. Fazlaca birisi yerine konulmaya başlandım. Ben birisi değil BEN olmak istiyorum, belki de bunu çok erken istiyorum olması gerekenden de erken. Ama hazırlık süreci bile, bir serçeyi sevmek için eline alıp severken öldürmek kadar acı. Şu anda ben o serçeyim.
Bundan sonra yapabileceğim iki seçenek var, ya orta parmağımı kaldırıp önümdeki bir seneye ateş püskürmek, ya da yine orta parmağımı işaret parmağımın üzerine koyarak şans dilemek.
28 Temmuz 2009
T Tw Twi Twit Twitt Twitter
Özür diler ,uzun zamandır yazamadığım için affınıza sığınırım. Tembellik sardı her yanımı, öyle ki sınırsız karakter sayısına sahip olan bloğumu, terk edip twitter da kendimi '140' ile tanımlamaya çalıştım. Benim ilk göz ağrım bu blog, zaten twit yazan çoğu insan da aynı şeyi söyleyip duruyor ama genellemeye baktığımızda twitter olan çoğu insanın blogları uzun zamandır boş. Hayır hep özgür olmak istediğimizi, düşüncelerimizi bastırılmadan kısıtlanmadan ifade etmek istediğimizi söyleyip durmuyormuyduk? E peki neden o zaman 140 karakter bizi cezbetti? Neden 140 karakter bizi tanımlamaya yetti? Her twitte bir parçamızın gönderildiğini bilmek belki de kolayımıza geldi. Hep istediğimiz ama yapamadığımız gizemli insan olma, kendini yavaşça insanlara tanıtmayı uygun gördük belki. Ya da blog yazılarına gösterdiğimiz özeni, twitlere göstermediğimiz için zamandan kazandık. Ama bazı şeyleri kazansak ya da kazansam da beni izleyenlere çok büyük saygım var. Bunun için blog yazılarımı artık aksatmamaya çalışıcam.
Bu da twitterım http://twitter.com/Bluebirdshine bloğumda yer vermeyeceğim kadar gereksiz herşeyi orda bulabilirsiniz.
Bu da twitterım http://twitter.com/Bluebirdshine bloğumda yer vermeyeceğim kadar gereksiz herşeyi orda bulabilirsiniz.
26 Haziran 2009
Coggaaiiiiiiiiiiiiiiiiiiiy!!!

Uzun zamandır yazamadım bunun nedeni ben değil, birer sinek olmaya karar veren klavyemin tuşlarıdır. Ayrıca sandalyem de uluslarası bir helikopter yarışmasına, jüri üyeliği yapmaya davet edilmişti. Faremi ise imkansız bir aşk hikayesinin ardından sarhoş halde buldum, ayıltmak için 5 sürahi kahve ve 2 inek ve 1 maden suyu fabrikası devreye girdi. Eve geldiğimde annemin “Desperate Housewives” olmak üzere Amerika'ya, babamın ise 'Nirvana''ya ulaşmak için Hindistan'a gittiğini öğrendim. Bu haberden sonra tam da Mars'taki canlılara yetecek kadar çikolata ve patlamış mısırla depresyona girecekken, küçük bir çocuk pencereden içeri girdi. Adının Yusuf olduğunu söyleyen küçük çocuk gece gece bir mektup bırakıp gideceğini söyledi. Mektup ikiz kardeşimden geliyordu. Annemizin karnındayken, neden aç gözlülük yapıp açlıktan onu yuttuğumu soruyor, yıllardır şah damarımdan da yakında karnımda ne zorluklarla yaşadığını anlatıyordu. Üzüntüden gözlerimi yerinde tutamadım fırlayıp gittiler. Şu an gözlerim olmadığı için gönlüm katlanamayacağından aramaya koyulacağım. En yakın tavuskuşu durağından bir tavuskuşu bulup dehleyip İstanbul'a gideceğim. Belki onları Bebek'te üç beş tur atarken bulabilirim. ADİOS AMİGOS...
11 Haziran 2009

Şimdi bahsedeceğim kadın ilahi bir sese sahip. Onu dinlerken kendimi Orta Dünya da çimlere uzanmışken hayal edebiliyorum. Kendileri 13 Haziran'da saat 21.00'de Cemiz Topuzlu Sahnesi'nde konser verecekmiş. Çok memnun kaldım bu habere ki zaten Türkiye'yi çok seven ve her fırsatta konser verip bir de Türk ezgilerini kendi müziğine harmanlayan bir insandır kendileri. Ne diyelim gitmek gerek.
25 Mayıs 2009
I Wanna Hold Your Hand

Değişim. Zamanın popüler ve güzel kızını, yaşlı ve yalnız bir kadına dönüştüren, acımasız zaman etkisi. Uğramayacak mı sana, ya da teğet mi geçecek, yoksa seni koruyan gizli bir zırhın mı var? Bunların hiçbiri, durdurmaya yetmeyecek. Başlangıcın, yeşil yolunda kabul ettiğin, yeni adımlarla sona doğru gideceksin. Geride kendi adımlarını, yıllarca seni sen yapan, herşeyi bırakarak. Yabancı adımlara ayak uydurmak kadar kolay bir şey yoktur, çünkü onlar kendi yollarında ilerler ve aslında sen farketmesinde, seni ezer ve geçerler. Dışarıdan hızlı görünen, ama aslında seni farkedemeyeceğin kadar yavaş devinimlerle, hükmü altına alan adımlarının 3 maymunu oynayan kölesi olmuşsundur. Bedenin sömürülmüş, zaten varolan başka bir insana dönüşmüş, ruhunu bedeninin en karanlık dehlizlerine atmışsın. Yalnız doğup yalnız öleceğini bildiğin, bir yerlerde, değerlerine sırtını dönmüşsün. Peki çok mu geç bunları fark etmek, düzeltmek için. Ruhunun elinden tutmak istemez misin?
24 Mayıs 2009
Melodik Yaz
Müzik, bu sene Türkiye'de hiç olmadığı kadar canlı. Onlarca muhteşem grup ve sanatçı, olayların fon müziği olmak için teşrif ediyorlar. Herkesin iyi kötü, müzik dinlediği bazen kişinin bazen de tarzların müziği yönettiği bir ülkede, bu çok büyük bir fırsat. Ben birkaçı için şimdiden para biriktirmeye başladım. Sizde birer konser seçip gününüzü gün edebilisiniz. Aşağıya konser tarihlerini koyacağım iyi eğlenceler şimdiden.

-Soul Stuff
tarih : 19.06.2009 22:00:00
mekan : Studio Live Dip İstanbul
28,00 TL

-Placebo
tarih : 23.06.2009 21:00:00
mekan : Turkcell Kuruçeşme Arena
Ayakta: 87,00 TL
Sahne Önü: 160,00 TL

-Dream Theater
tarih : 04.07.2009 18:00:00
mekan : Maçka Küçükçiftlik Park
1. Kategori: 149,00 TL (Sahne Önü)
2. Kategori: 74,00 TL

-Santana
tarih : 06.07.2009 21:00:00
mekan : Turkcell Kuruçeşme Arena
Genel Giriş: 100,00 TL
Sahne Önü: 270,00 TL

-Deep Purple
tarih : 20.07.2009 21:00:00
mekan : Turkcell Kuruçeşme Arena
1.Kategori: 160,00 TL (Sahne Önü Ayakta)
2.Kategori: 107,50 TL (Ayakta)

-Testament
tarih : 29.07.2009 21:00:00
mekan : Maçka Küçükçiftlik Park
Genel Giriş: 39,00 TL
Sahne Önü: 56,00 TL

-Leonard Cohen
tarih : 05.08.2009 21:00:00 - 06.08.2009 21:00:00
mekan : Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi
1. Kategori: 275,00 TL
2. Kategori: 220,00 TL
3. Kategori: 192,50 TL
4. Kategori: 165,00 TL
5. Kategori: 102,00 TL

-Coldplay
tarih:?
mekan:?

-Soul Stuff
tarih : 19.06.2009 22:00:00
mekan : Studio Live Dip İstanbul
28,00 TL

-Placebo
tarih : 23.06.2009 21:00:00
mekan : Turkcell Kuruçeşme Arena
Ayakta: 87,00 TL
Sahne Önü: 160,00 TL

-Dream Theater
tarih : 04.07.2009 18:00:00
mekan : Maçka Küçükçiftlik Park
1. Kategori: 149,00 TL (Sahne Önü)
2. Kategori: 74,00 TL

-Santana
tarih : 06.07.2009 21:00:00
mekan : Turkcell Kuruçeşme Arena
Genel Giriş: 100,00 TL
Sahne Önü: 270,00 TL

-Deep Purple
tarih : 20.07.2009 21:00:00
mekan : Turkcell Kuruçeşme Arena
1.Kategori: 160,00 TL (Sahne Önü Ayakta)
2.Kategori: 107,50 TL (Ayakta)

-Testament
tarih : 29.07.2009 21:00:00
mekan : Maçka Küçükçiftlik Park
Genel Giriş: 39,00 TL
Sahne Önü: 56,00 TL

-Leonard Cohen
tarih : 05.08.2009 21:00:00 - 06.08.2009 21:00:00
mekan : Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi
1. Kategori: 275,00 TL
2. Kategori: 220,00 TL
3. Kategori: 192,50 TL
4. Kategori: 165,00 TL
5. Kategori: 102,00 TL

-Coldplay
tarih:?
mekan:?
14 Mayıs 2009
11 Mayıs 2009
Bir Bebeğin Montaj Hataları

Benim çocukluğuma dair hatırladığım ilk şey çok garip. Yani kendi çapımda değil olayın gerçekten kimse tarafından, teyit edilmemiş olması çok GARİP. Şincik, ben annemin kucağında oturmuşum, kaç yaşımdayım, neyim haberim yok, öyle birşey yani sonra kafamı bir çeviriyorum köpek ama sahici değil taaam mı? Böle gocaman ağzı falam vağ, ama ben gorkağ mıyım hiç gorkmadım vağğa billa bak. Ya güğme geeeeçekten odu yani böle biğ olay, şaidim yok ama olağa ait bir fotoraf var 3 aylık mıım neyim. Ben çözemedim bu olağı heğ sene fotorafları kağıştığığken o fotoraf geldiğinde hatığlarım. Vağğa 3 ağlık bebeğim ama konuşabiliğoğum ne gağip diğ mi? Oğdan bellimiş hav havdan gorkmıcammm.
Bebekken böyle konuşan biri olarak, bir denedim kendimi olabiliyor muymuş bakayım diye ama olmuyor yahu. Ama ben bu olayı çözemedim hala, çocuklukta benim hiç hayali arkadaşım olmadı mesela, ama bu köpek hep vardi mesela. Hayır olayda fotoğraf olmasa hayal diyeceğim ama o olayın fotoğrafı da var. Geçmişimdeki en büyük gizemlerden biri bu. Her sene fotoğraflara baktığımda, dizide evlatlık olup olmadığını çözmeye çalışan çocuklar gibi oluyorum. Anneme diyorum böyle böyle diye hahay diyip ciddiye almıyor. Napsam hipnoz falan mı yaptırsam, hep merak etmişimdir zaten. Ya birde böyle normal köpek de değildi, kurt köpeğiydi, cinsini bile çözecek kadar iyi hatırlıyorum o anı siz düşünün.
Beynimi, kalbimi bir kavanoza koysam, kapağını da öyle bir kapasam ki, 'evin reisi' açmaya çalışıp açamayınca gelip açan ev hanımı bile açamasın. Sonra bu kavanozu bir uzay kapsülüne koysam. Kapsülü fırlatsam yıldızlara yollasam. Kendime bir ev bulsam, kutup yıldızı ilk tercihimdi oh yerleşsem oraya, yanıma da 3 şey almamış olsam, napıcam koskoca kutup yıldızın da ben?
05 Mayıs 2009
Olmuş, Olana Çare Yokmuş!!!

Matbaanın o sıcak, bunaltıcı, havasında mürekkepli iki el, içerideki birkaç nefeslik havayı da bitirmek pahasına hırsla çalışıyorlar. Artık deriye işlemiş olan, mürekkebi çıkartmak için defalarca yıkandıkları belli, çatlamış, kurumuş İsveçli balıkçıkçıların kullandıkları, neutrogena el kareminden kullanmadıkları çok belli. Önceden yeni basım kitap kokusuna bayılan bir insan için, şu an ki durum hiç içler acısı değil. Havada uçuşan toz zerrecikleri bile, yapış yapış birer kar tanesi kıvamında, ya da o böyle düşünmek istiyor. Bu düşünce bu pis ortamda, onun huzurlu kalmasını sağlayan tek şey. Dokunduğu sayfaların izleri arasında bulmaya çalışmış hep kendini, ama sayfaları okuyanlar onu aramamışlar hiç. Hiçbirzaman 'esas' olamamış hep yapay düzlemde sanal ilişkilerin kurbanı olmuş. Solmuş...
01 Mayıs 2009
Melek

Şu günlerde, üzerime düşen yağmur damlaları iğneden. Gelişimim sırasındaki yağmur tanımlamarım, hep değişmiştir. Ben değiştikçe diğer şayler gibi, yağmurda değişmiştir. Şu an ise acıtıyor, derimi delip dokularımın arasından, kalbime ve beynime sızıyor. Sevdiklerimin gözünden yağmur yağıyor üzerime. Zayıf, beyaz tenli, mıncıklamayı seven, öpme yerine koklamayı seven bir melek için yağıyor yağmurlar. Lütfen bu sabah güneş bulutsuz bir gökyüzüne doğsun. Uyuyan melek uyansın, gülümsesin sevindirsin sevdiklerini. Lütfen!!!
19 Nisan 2009
Bahar Ankara'ya Teğet Mi Geçiyor Ne?

Bahar gerçekten geldi artık 19 gün öncesi itibariyle martın kazma kürek yaktırma seansının bittiğini sanmıştık ki Ankara' da işler hiç de öyle olmadı. Kediler açısından da durum hiç iç açısı değil. Oldum olası Ankara'nın havası hep dengesizdir ama şu aralar fazla bir dengesiz sabah hava güzel diye üzerime birşey almıyorum, sonra hava kapanıyor ve ben donuyorum bu olayın tam tersini de gayet acı bir şekilde yaşadım. Mantık evliliği yaptığım giysilerim duygusallığı tercih ediyor şu aralar. İlişkimizi gözden geçirmemiz gerek...
11 Nisan 2009
Keşke
Yüzümü ve bedenimin görebildiği heryerini, öpücüklere boğdu güneş. Açıkçası kızardım biraz, ulu orta olucak iş mi? Değil mi ama? Elini uzattı, dolaşalım elalemin 'yüzü gözü hürmetine' diye, hay hay dedik, kıskananlar çatlasın moduna hemencecik girebildik. Bu nasıl bir 'ikiyüzlülük' utanayım yerin dibine gireyim. Kavramını bile bilmedikleri birşeye, boyun büküp özür dilemişim. Aptalmışım, küçükmüşüm, mşm, mşm. Dim devam ettim, ediyorum bildiğim yoldan, mesela hala asfalt çizgilerine basmadan yürümeye çalışıyorum, basınca da basmamış gibi davranıyor hoşnut ediyorum kendimi. Minicik kediler var önümde, yavrular, titriyorlar. Belli ki anneleri doğurup sokağa atmış, kedi sinsi derler ya, asıl sinsi bunu diyenler deyip koynuma alıyorum. O kadar masumlar ki, bebekliğimizde ki gibi onlarda daha hiçbirşey bilmiyorlar. Keşke bilmeseler, hep böyle kalsalar. Bizlerin yüreğinde iz bırakanlar hep yaralar, bol sütlü vücut kremleri değil. Yaralanıp kanamasalar, akmasalar, kaybolmasalar keşke. Keşke, keşkeler, keşkekler, peşkeşler hiçbitmezler.
Havaların termometre sefalarında gezinmesi devam ediyor. Devam etmeyen tek şey belki de yerimden kıpırdamamam, kıpırdayamamam. 5 gündür yorgan döşek yatıyorum evde, severdim eskiden hasta olup gitmemeyi okula, 4 günde çok fazla ama. Bir de bunun üzerine, küçük uğraşlarla çok severek açtığım bloğuma, yazı yazmamanın verdiği söz tutmama kompleksi var. Silkinme zamanım geldi benim sonunda. Evet yazılarıma aralıksız başlıyorum:)))
11 Mart 2009
Zamanı Geldi
Zaman bu zaman, kapısız köylerin eşiğinde desdur demek gerek, desdur alasın ki yüreğinde kırıntı kalmasın. Atalardan gelen sözleri, kulak arkasından çıkarıp mp3'e yerleştirmeli, bazen fon müziği niyetine bazen de kendi solonu yapıp dinlemeli. Gerçeklerden kaçmak istersen, kulağını kapa yeter bir türkü tuttur içinden. Yok eğer sadece kaparsan kulaklarını ve çalmazsan şarkını, sessizliğin çığlığı seni sağır edene kadar devam eder. Notaların varlığını duymadan, hissedenler kanıta ihtiyacı olmayanlardır belki de. Ruhunu bedeninde özgürce dans ettirebilenler, kendi müziğini yaratabilenlerdir. Senin duyduğunu aslında onlar dinlerler ve uslu dururlarsa görebilirler bile. Müzik ruhun gıdası derler ya, işte benim için anoreksiyalı ruhları besleme zamanı. Zaman bu zaman...
28 Ocak 2009
Tatil
Pazartesi itibariyle resmi yarıyıl tatilim başlamış oldu. Ha başladı da n'oldu o da ayrı bir mevzu. Benim için tatil demek sadece sınırsız uyku özgürlüğü demek. Ha bir de gündüz kuşağı programları (kadın programları) arasında zappingleme özgürlüğüdür belki de.
Bu tatil döneminde evde ebeveyn yoksa işler çığırından çıkmaya başlar. Uygarlaşmaya çalışan insan evladı fırsat bu fırsat deyip eski haline geri döner. Erkekler için sakal ve saç uzatmak olan bu gerileme potansiyeli, kızlarda sabahtan akşama kadar pijamayı çıkarmamaya kadar devam eder. Özellikle tam da bu geçiş dönemi buhranında, karşı cinsin bir başka karşı cinsi görmesi tehlikeli sonuçlar doğurabilir kanımca. Şaka bir yana şöyle düşününce gerçekten olaylar bu şekilde gerçekleşiyor. Neyse konuyu dağıttım devam ediyorum.
Tatile girmeden önce takvimdeki tüm günler birer aktiviteyle doldurulur. Ama ne var ki tatile girilir ve hepsi toz olur,uçar. Bana da yine aynısı oldu ve puffff hepsi ortadan kayboldular. Şimdi kara kara düşünüyorum bize verilen bu zamanın değerini nasıl en iyi şekilde kullanabilirim diye. Ama kendim bile cevap veremiyorum üzerimde bir uyuşukluk var. Bütün gün kimseyle konuşmadığımdan olacak konuşmaya bile mecalim yok. 2 gündür boşboş oturmaktan başka bir şey yapmıyorum . Ha tabi boş diyince yanlış anlaşılmasın kitap okudum, film izledim, odamı düzenledim ama kesmedi bunlar beni çünkü günlük aktivite kıvamında hepsi .
Bulmak gerek, yeni birşeyler bulmak gerek. Ha bulamazsamda atar kendimi ,düşerim yollara bırakırım rüzgar elimde tutsun götürsün beni bilmediğim diyarlara...
Bu tatil döneminde evde ebeveyn yoksa işler çığırından çıkmaya başlar. Uygarlaşmaya çalışan insan evladı fırsat bu fırsat deyip eski haline geri döner. Erkekler için sakal ve saç uzatmak olan bu gerileme potansiyeli, kızlarda sabahtan akşama kadar pijamayı çıkarmamaya kadar devam eder. Özellikle tam da bu geçiş dönemi buhranında, karşı cinsin bir başka karşı cinsi görmesi tehlikeli sonuçlar doğurabilir kanımca. Şaka bir yana şöyle düşününce gerçekten olaylar bu şekilde gerçekleşiyor. Neyse konuyu dağıttım devam ediyorum.
Tatile girmeden önce takvimdeki tüm günler birer aktiviteyle doldurulur. Ama ne var ki tatile girilir ve hepsi toz olur,uçar. Bana da yine aynısı oldu ve puffff hepsi ortadan kayboldular. Şimdi kara kara düşünüyorum bize verilen bu zamanın değerini nasıl en iyi şekilde kullanabilirim diye. Ama kendim bile cevap veremiyorum üzerimde bir uyuşukluk var. Bütün gün kimseyle konuşmadığımdan olacak konuşmaya bile mecalim yok. 2 gündür boşboş oturmaktan başka bir şey yapmıyorum . Ha tabi boş diyince yanlış anlaşılmasın kitap okudum, film izledim, odamı düzenledim ama kesmedi bunlar beni çünkü günlük aktivite kıvamında hepsi .
Bulmak gerek, yeni birşeyler bulmak gerek. Ha bulamazsamda atar kendimi ,düşerim yollara bırakırım rüzgar elimde tutsun götürsün beni bilmediğim diyarlara...
21 Ocak 2009
Yamalı Bohça
'Bohçacı geldi aaaaaannnıııııııım. Rengarenk, yamalı , işlemeli, el emeği göz nuru bohçalarım vardır. Gelinlik kızına, evde kalmış bacına, komşuna, akrabana alasın be abla. Olmadı alasın kendine, seresin evinin eryerine. Bohçacı geldi aaaaaannnııııııııım...'
Heyecanlıdır tüm kadınlar tam da o anda, gözlerini dikip tek bir noktaya var güçleriyle yoğunlaşmışlardır. Hem de ne yoğunlaşma. Az sonra sanki Evrenin tüm sırlarını ortaya dökecek gibi davranan birine bakar dururlar. Kimse konuşmaz , daha doğrusu konuşamaz. Gizli bir anlaşma gibidir bu onların arasında. Saniyeler geçtikçe heyecan daha da katlanılmaz bir hal almaya başlar. Yarışma programlarında verilen gerilim efektleri aslında tam da bu olaya uygundur. Tüm kadınların aç gözlerle baktığı ortada duran esmer, kavruk tenli, yaşlı kadın az sonra onlara istediklerini verecektir. Ellerinin Norveçli balıkçılar kadar yumuşak ve kuvvetli olduğunu gösterircesine bohçasının düğümlerine asılır ve açar. Açmasına açar ama, açtı parasını da alır ve iki güğümünün arasına sıkıştırıverir. Her hareketi özenlidir,çünkü oturduğu evin salonu bu andan itibaren onun sahnesidir. Yeni yetme şarkıcıları kıskandıracak kadar hakimdir kendi sahnesine. Tabi tüm ilgi onun üzerindedir ya uzattıkça uzatır bu merasimi. Bileğinin zarif bir hareketiyle tüm bohça yeni süpürülmüş halıya saçılır.
Kimi umutlarını, hayallerini, sevincini, kederini, gençliğini, ilk aşkını, yapamadıklarını, geçmişi ya da geleceğini arar durur o bohçanın içinde. Dünyabir anda rengarenk olur onlar için. Arkadan gelen çocuk sesleri yavaşça yitip gider. Ulaşıp dokunmak isterler istedikleri şeylere, bilmezler ki buldukları şey aslında sadece kendileridir. Kimliği olmayan kadınlar bir bohçanın içinde kimliklerini ararlar, ruhlarının kimliklerini. Burunlarının ucu sızlar hafiften,ama hala neden olduğunu açıklayamazlar kendilerine. Gerçeklere dantelli bir perdenin arkasından baktıkları içindir belki de anlayamamalarının sebebi.
Özel bir zaman dilimidir bu onlar için mahremdir, arkadan bir çocuk koşup onları bu andan ayırırsa, yer kafasına bir anne terliği. Bir tanesi en renkli düşünün ucundan tutar ve sorar bohçacı kadına 'Bunun fiyatı ne kadar?' diye. İçten içe de dua eder lütfen paha biçemesin benim düşüme. Elin boyacıları bile bir kadının resmine paha biçemiyorlar ne varmış o meymenetsiz suratta? Asıl benim düşüme paha biçilemez. Umut eder, kalbi gençliğindeki gibi atmaya başlar, yani unuttuğu herşeyi bir anda yaşar. Bohçacı kadının cevabı acıdır ' 70 lira ablam, ama senin gül yüzünün hatrına 60'a bırakırım. Bunu işleyen kızın gözleri kör olmuş...' diye devam eder. Suratı asılır ama paradan değildir yüzünün solmasının sebebi, en renkli düşüne paha biçilmiştir. Bir kez daha aldatılmıştır. Hala farkında değillerdir ama hislerinin. Sadece ortadaki bohçacı kadın bilir bu gerçekleri. O aslında yamalı bohçaları, yamalı kalplere dikmiştir.
Heyecanlıdır tüm kadınlar tam da o anda, gözlerini dikip tek bir noktaya var güçleriyle yoğunlaşmışlardır. Hem de ne yoğunlaşma. Az sonra sanki Evrenin tüm sırlarını ortaya dökecek gibi davranan birine bakar dururlar. Kimse konuşmaz , daha doğrusu konuşamaz. Gizli bir anlaşma gibidir bu onların arasında. Saniyeler geçtikçe heyecan daha da katlanılmaz bir hal almaya başlar. Yarışma programlarında verilen gerilim efektleri aslında tam da bu olaya uygundur. Tüm kadınların aç gözlerle baktığı ortada duran esmer, kavruk tenli, yaşlı kadın az sonra onlara istediklerini verecektir. Ellerinin Norveçli balıkçılar kadar yumuşak ve kuvvetli olduğunu gösterircesine bohçasının düğümlerine asılır ve açar. Açmasına açar ama, açtı parasını da alır ve iki güğümünün arasına sıkıştırıverir. Her hareketi özenlidir,çünkü oturduğu evin salonu bu andan itibaren onun sahnesidir. Yeni yetme şarkıcıları kıskandıracak kadar hakimdir kendi sahnesine. Tabi tüm ilgi onun üzerindedir ya uzattıkça uzatır bu merasimi. Bileğinin zarif bir hareketiyle tüm bohça yeni süpürülmüş halıya saçılır.
Kimi umutlarını, hayallerini, sevincini, kederini, gençliğini, ilk aşkını, yapamadıklarını, geçmişi ya da geleceğini arar durur o bohçanın içinde. Dünyabir anda rengarenk olur onlar için. Arkadan gelen çocuk sesleri yavaşça yitip gider. Ulaşıp dokunmak isterler istedikleri şeylere, bilmezler ki buldukları şey aslında sadece kendileridir. Kimliği olmayan kadınlar bir bohçanın içinde kimliklerini ararlar, ruhlarının kimliklerini. Burunlarının ucu sızlar hafiften,ama hala neden olduğunu açıklayamazlar kendilerine. Gerçeklere dantelli bir perdenin arkasından baktıkları içindir belki de anlayamamalarının sebebi.
Özel bir zaman dilimidir bu onlar için mahremdir, arkadan bir çocuk koşup onları bu andan ayırırsa, yer kafasına bir anne terliği. Bir tanesi en renkli düşünün ucundan tutar ve sorar bohçacı kadına 'Bunun fiyatı ne kadar?' diye. İçten içe de dua eder lütfen paha biçemesin benim düşüme. Elin boyacıları bile bir kadının resmine paha biçemiyorlar ne varmış o meymenetsiz suratta? Asıl benim düşüme paha biçilemez. Umut eder, kalbi gençliğindeki gibi atmaya başlar, yani unuttuğu herşeyi bir anda yaşar. Bohçacı kadının cevabı acıdır ' 70 lira ablam, ama senin gül yüzünün hatrına 60'a bırakırım. Bunu işleyen kızın gözleri kör olmuş...' diye devam eder. Suratı asılır ama paradan değildir yüzünün solmasının sebebi, en renkli düşüne paha biçilmiştir. Bir kez daha aldatılmıştır. Hala farkında değillerdir ama hislerinin. Sadece ortadaki bohçacı kadın bilir bu gerçekleri. O aslında yamalı bohçaları, yamalı kalplere dikmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



